• All
  • Yansımalar

Yansımalar

Yaşam kılavuzu – YOK

“Nasıl biliriz, anne,

ne yapacağımızı,

ne hissedeceğimizi?”

sordu kız çocuğu,

gözleri kocaman,

bir şeyleri kaçırma korkusuyla

kalbi pır pır.

“Nereden bileceğim

ne zaman üzülmem,

ne zaman sevinmem gerektiğini?

Kullanma kılavuzu var mı?”

Anne gülümsedi,

kollarına aldı çocuğu.

Kırılganlığımızla arkadaş olabilir miyiz?

  İlginç değil mi, bazen bir yabancıya açılmak, sevdiğimiz birine içimizi dökmekten daha kolay? Yıllardır bizi rahatsız eden bir hikayeyi; uçakta yanımızda oturan bir yolcuyla, ya da solo seyahatimizde beklenmedik bir yerde, hiç tanımadığımız biriyle paylaştığımız olmadı mı? Hatta anladığını sözlerle ifade edemeyen kedimize, köpeğimize, ağaca anlatmadık mı?  Peki, neden, sevdiklerimizleyken, kendimize bağlı kalmamız bu

Rüzgarda Dans Eden Gelincikler

  Toplumları Şekillendiren Parlak Bireyler Her gelincik, sessizce açar — kırılgan ve güzel. Ve gelincik tarlası, kalplerin gerçeği yaşama cesaretiyle birleştiği bir mucizeye dönüşür. Tıpkı bu çiçeklerin içsel özlerinin güzelliğini yansıtması gibi, bireyler de inşa ettikleri toplumlarda içsel benliklerini yansıtırlar. Ülkemizde yaşadığımız son kriz, güzelliğin, bireyin kendiyle barışmasıyla başladığını ve bu güzelliği paylaşmanın cesaret gerektirdiğini

Saklambaç bitti

Hepimiz maske takıyoruz. Bu hayatta kalmanın yolu, insanlığın en önemli buluşlarından biri, yeniden canımız yansın istemiyoruz. Acıdan korunmak için geliştirdiğimiz bir savunma mekanizması. Maskelerimiz, zırhımız, kalkanımız. Ama zamanla, bu maskeler artık bize hizmet etmeyi bırakıyor ve bizi boğmaya başlıyor.

Bir oyun oynayalım mı? Diyelim ki yüzünüzde bir maske var. Yüzünüze yapıştırılmış gibi sıkıca sarıyor, nefes alacak yer yok. Aynaya bakıyorsunuz ve yüz ifadenizi değiştiriyorsunuz; mutlu, üzgün ya da öfkeli olmaya çalışıyorsunuz. Ama maskede değişmiyor bir şey yok. Hep aynı, donuk yüz size bakıyor.

Lise Bourbeau, Kendiniz Olmanızı Engelleyen Beş Yara adlı kitabında, özellikle çocukluk döneminde yaşadığımız beş temel duygusal yarayı ve bunlara karşı geliştirdiğimiz maskeleri anlatıyor…

Dönüşüm bu kadar zor olmak zorunda mı?

Biliyoruz bir bebeğin doğması için 9 ay gerekli veya ektiğimiz tohumun meyveye dönüşmesi için mevsimler, o zaman neden kabul etmiyoruz kişisel farkındalığımızın doğal bir süreci takip ettiğini, zaman ve emek gerektirdiğini?

İnanın, bunu ben de sorguladım yıllarca. İyileşme ve dönüşüm neden zor? Bu kadar zor olması gerekiyor mu? Ve buldum cevabını…..

Bu yazıda anlattığım her bir oluşum başlı başına yoğun bir süreç. Bunların paralel gelişmesi, dönüşümü, kişiye ve insanlığa özel, doğal bir sürece sürüklüyor. Sinir sistemimiz yeniden inşa edilirken, eskinin tekrarı, kararsızlık, ve hissettiğimiz acı çok doğal.

Scroll to Top
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.