Hepimiz maske takıyoruz. Bu hayatta kalmanın yolu, insanlığın en önemli buluşlarından biri, yeniden canımız yansın istemiyoruz. Acıdan korunmak için geliştirdiğimiz bir savunma mekanizması. Maskelerimiz, zırhımız, kalkanımız. Ama zamanla, bu maskeler artık bize hizmet etmeyi bırakıyor ve bizi boğmaya başlıyor.
Bir oyun oynayalım mı? Diyelim ki yüzünüzde bir maske var. Yüzünüze yapıştırılmış gibi sıkıca sarıyor, nefes alacak yer yok. Aynaya bakıyorsunuz ve yüz ifadenizi değiştiriyorsunuz; mutlu, üzgün ya da öfkeli olmaya çalışıyorsunuz. Ama maskede değişmiyor bir şey yok. Hep aynı, donuk yüz size bakıyor.
Lise Bourbeau, Kendiniz Olmanızı Engelleyen Beş Yara adlı kitabında, özellikle çocukluk döneminde yaşadığımız beş temel duygusal yarayı ve bunlara karşı geliştirdiğimiz maskeleri anlatıyor…